MAKALELERİMİZ

   - KONGRE -


TİYATRO VE PSİKİYATRİDE ÖTEKİ OLMAK

Tiyatro ve psikiyatrinin aktörleri bu sanatlarını icra ederken insan ruhu ve davranışını temel çıkış noktası olarak almışlardır. Her ikisi de konusu insan olan bir alanda çalışır ve yaratırlarken, bir diğerini yani “ötekini” anlamak ve anlatmak zorundadırlar.

Ötekini görmek, algılamak, anlamaya çalışmak ve anlamlandırmak çabalarının iki temel yapıtaşı “mimus” ve “empati” olarak sayılabilir.

Öteki olmak yada ötekini anlamak içinse elimizde gözlemlerimiz ve hissedişimiz dışında pek bir enstrüman yoktur. Diğerini gözlemlemek ve kendi ruhsal yapımızı didik didik ederek içimizdeki ötekine ait parçaları keşfederek bu bilgi yada hissedişe sahip oluruz. Bu, uygun bir oyuncu ve terapist hamuruna sahip olmanın yanı sıra eğitimi de şart kılmaktadır. Oyuncu eğitimi sırasında diğerini gözlemlemeyi ve içinde bir yerlerde yaşamakta olan ötekine ait özellikleri bulup çıkarmayı ve işlemeyi öğrenir. Oyuncunun enstrümanı bedeni ve ruhudur çünkü. Psikoterapist de eğitimi boyunca öncelikle önyargısız dinlemeyi, başka gözlerin görmediğini görmeyi, hastasının söylemediklerini duymayı ve kendi ruhundaki “ötekinin” izini sürmeyi öğrenir. Tüm bu süreçler son derecede tehlikeli süreçlerdir aynı zamanda. Oyuncu ötekini sahneye taşırken bunun bir oyun olduğunu da asla unutmamak zorundadır. Çünkü onun gücü ve varlık nedeni “mış” gibi yapmaktan geçer. Rolün oyuncuyu yutup oyuncunun “rol” den ibaret olması sanat gücünü zedeler. Tıpkı empati ile sempatiyi birbirine karıştırıp terapist rolünü unutan terapistin hastasına ve kendisine verdiği zarar gibi.

Oyuncuların belki de en sık karşılaştıkları soru toplumun ekseriyetinin dışında kalan karakterleri nasıl canlandırdıklarıdır. Örneğin bir erkek oyuncunun eşcinsel karakteri yada bir kadın oyuncunun fahişe rolünü nasıl canlandıracağı hep merak konusu olmuştur. Eğer sadece dıştan yüzeysel bir gözlemle yada sterotipik klişelerle hareket eden bir oyunculukla bu yapılmaya çalışılırsa ortaya çıkan tip, varolan sıradan önyargıları beslemekten öte bir işe yaramaz. Sorunun yanıtı aslında çok basit. Oyuncu kendi içindeki kadının izlerini sürüp onunla yüzleşip sahneye taşırsa kırıtmadan da bir eşcinseli canlandırabilir. Bu merak hızla kamplaşan ve paranoid bir hal alan dünyamızda artık sınırlarını iyice genişletmiş gibi görünmektedir. Bir arabın yahudiyi canlandırması yada beyaz bir Amerikalının bir siyahı yada Ortadoğulu bir rolü oynuyor olması artık merakın ötesinde öfke kokan bir hoşgörüsüzlükle değerlendirilebilmektedir. Dünya küreselleştikçe (!) ırksal, dinsel, cinsiyetçi ayrımlar sanki daha da artmış görünmektedir. Yeni dünyamızda “öteki” lerin spektrumu hızla genişlemektedir ne yazık ki. Umut verici olan günümüz Türk tiyatrosunda belki de kendi tarihinden gelen “ötekini” kabullenmiş, anlamış ve gönüllü biraradalığı sindirmiş bir anlayışın modern yansımalarını görüyor olmamızdır. Artık tiyatro eserlerinde ve sinemada oyuncuların “ötekini” mizah unsuru bir “tip “ olarak değil derinlemesine yaşayan bir “karakter” olarak canlandırdıklarına şahit olmaktayız.

Psikodrama teknikleri ve dinamik yönelimli terapi eğitimleri “öteki” ile terapist arasında sağlıklı bir iyileştirici ilişkinin nasıl kurulacağının yol göstericileridir.

Terapist olmanın ilk şartı belki de kendi ruhunu karşısındakine iyileştirici bir güç, bazen ayna bazen de kılavuz olarak vakfetme kararlığında olmasıdır. Bunu yaparken “öteki” ni anlamak , empati kurmak ve terapist kimliğini korumak zorundadır. Yoksa ayna kırılabilir…(Bu yazı APG 2006 da Samsun’da yapılan Tiyatro ve Psikiyatri panelindeki sunumun özetidir.)

Dr. Ali Ayas



kongre ana sayfasına dönmek için tıklayın



İDA PSİKİYATRİ MERKEZİ © 2009 | bize ulaşın