MAKALELERİMİZ

   - KONGRE -


UNUTMADIK SENİ YAŞAR USTA

Son günlerde internet ortamındaki forumlarından, sinema filmlerine ve televizyon dizilerine kadar en çok ilgimizi çeken masumiyet arayışımız olarak isimlendirebileceğimiz durumu anlamaya çalışmak bu sunumun ana izleği olacaktır. Neden “ prime time” da Denizleri,Gazi Mahallesinin ıhlamurları altında ve rengarenk ampullerinin ışığında gecekondu kızlarını , afili delikanlılarını ve Denizleri izliyoruz. Neden kaybettiğimiz topraklara hasretliğimizi anlatan elveda dediğimiz Rumeli canımızı acıtıyor hala ?

Yoksa sadece turşunun limonla mı sirkeyle mi iyi kurulduğunu tartışan bir ailenin her an birbirine sarılıvererek bitecek olan masum kavgalarına mı bu özlem ?

Koruyan ve dışarıyı anlatan bizi dışarıya salan ve orada da koruyup kollayan babaya hasretimiz mi özlediğimiz? Yoksulluğundan utanmayan ve suçluluk duymayan bir babaya ihtiyacımız mıydı dile getirilen. Bu o kadar yoksunlaştığımız günümüzde, yoksulluğu olgunluğun ve onurun façası gibi yüzünde taşıyan bir babaya hasretiz belki de.

Bir tiyatro terimi olan “replik” leriyle zamana meydan okuyup hafızalarımızda sinematografik birer kral yolu açan kaç sanatçı tanıyoruz ki. Oysa Münir Özkul hemen herkesin hatırladığı iki repliğiyle halen hepimize yol gösteren bir baba.

“Bak beyim, sana iki çift lafım var. Koskoca adamsın. Paran var, pulun var, her şeyin var. Binlerce kişi çalışıyor emrinde. Yakışır mı sana ekmekle oynamak. Yakışır mı bunca günahsızı, çoluğu çocuğu karda kışta sokağa atmak, aç bırakmak. Ama nasıl yakışmaz! Sen değil misin öz kızına bile acımayan, bir damlacık saadeti çok gören… Anlamıyor musun beyim, bu çocuklar birbirini seviyor. Ama ben boşuna konuşuyorum. Sevgiyi tanımayan adama sevgiyi anlatmaya çalışıyorum. Sen büyük patron, milyarder, para babası, fabrikalar sahibi Saim bey. Sen mi büyüksün? Hayır, ben büyüğüm, ben, Yaşar usta… Sen benim yanımda bir hiçsin, anlıyor musun, bir hiç. Gözümde pul kadar bile değerin yok. Ama şunu iyi bil, ne oğluma ne de gelinime hiç bir şey yapamayacaksın, yıkamayacaksın, dağıtamayacaksın, mağlup edemeyeceksin bizi! Çünkü biz birbirimize parayla pulla değil, sevgiyle bağlıyız. Bizler birbirimizi seviyoruz. Biz bir aileyiz. Biz güzel bir aileyiz. Bunu yıkmaya senin gücün yeter mi sanıyorsun!

Dokunma artık aileme.
Dokunma çocuklarıma.
Dokunma oğluma.
Dokunma gelinime.

Eğer onların kılına zarar gelirse, ben, ömründe bir karıncayı bile incitmemiş olan ben, Yaşar usta, hiç düşünmeden çeker vururum seni, anlıyor musun, vururum ve dönüp arkama bakmam bile…”

Yaşar Usta yani Münir Özkul unutulmaz replikleriyle en katı yüreklimizi bile hala neden ağlatıyor. Emeğin yorgun ve sertleşmiş suratı , çocuklarının gülümseyen yüzüyle yumuşayan Yaşar Usta. Baba olmanın, onların annesini “nikahına almakla” olmayacağının hayat bilgisiyle, verdiği emeğin karşısında eli öpülerek takdis edileceğini bilen

Yaşar Usta.

Bu sunumda; Yeşilçam Sinemasında bir döneme nasırlı mührünü vuran emekçi figürünü ve bir “baba” yı anlamaya çalışmak,onun zengin psikobiyografik hikayesine tanıklık etmek, Münir Özkul ‘un kişiliğinde o dönem sinemasının emekçi ile emeğe bakışını ve bunun psikolojik epifenomenlerini tartışmak amaçlanmıştır.

Dr. Ali Ayas 2008 Anadolu Psikiyatri Günleri Kongre Sunumu



kongre ana sayfasına dönmek için tıklayın



İDA PSİKİYATRİ MERKEZİ © 2009 | bize ulaşın