MAKALELERİMİZ

   - YETİŞKİN PSİKOLOJİSİ -



DİYET PSİKOLOJİSİ

KONU:

Kadınlar son yıllarda zayıf kalan güzeldir trendinin getirdiği ağır yük altında eziliyor. Bu nedenle diyet öncesinde, diyet sırasında ve sonrasında nasıl bir psikoloji içine giriyorlar,

onlara ruh sağlıklarını korumaları için sunacağınız öneriler neler olabilir?

1- Diyet öncesinde kadınlar ne hissediyor, ne düşünüyor? Neden zayıflamak istiyor, bu kararı verirken hemcinslerinin zayıfla baskısı mı etkili, erkeklerin baskısı mı?

2- Diyet sırasında kadınlar hangi psikolojik sorunları yaşıyorlar? Zayıflayamadıklarında neler hissediyorlar, diyeti yarım bıraktıklarında nasıl bir psikoloji içinde oluyorlar?

3- Diyet sonrasında yaşanan psikolojik durum ne oluyor?

4- Diyet bitince de ‘zayıf kalma’ mücadelesi başlıyor. Bu mücadele kadınlarda yeni bir psikolojik savaşa neden oluyor mu?

5- Zayıflamak isteyen kadınlara önerileriniz nelerdir? Yani diyet yaparken, ruh sağlıklarını korumaları için neler yapmaları gerekir?

İnsanların özellikle de kadınların bir çoğu İlkbaharla birlikte diyet yapma ve fazla kilolardan kurtulma seferberliği içine girmekteler.

Ancak yapılan diyetlerin önemli bir bölümü hedefine ulaşamaz. Çünkü diyet yapma esnasında onları bir çok psikolojik zorluk beklemektedir. Bunlar aşılamazsa diyette başarılı olunamaz.

Bir çok kişi diyet yaptığında bireysel olarak ne kazanacağının farkında değildir. Kilo vermek benim ne işime yarayacak sorusuna gerçekçi yanıtlar bulunması önemlidir. Medyada sürekli olarak zayıflığın çok önemli olduğunun vurgulanarak, zayıf olmanın güzellikle eşdeğer olduğuna inandırılmasına şahit olmaktayız. Bir çok kişi, medya tarafından aynada görmemiz gerektiğine koşullandığımız görüntüyü görmek için diyet yapar, oysa kişisel amaç yoksa, sonuç olmaz.

Sadece eşleri yada sevgililerinin eleştirilerinden kurtulmak veya onların övgülerini kazanmak için yapılan diyetin motivasyonu yeterli olmadığından ne yazık ki başarı şansı da çok düşüktür. Hatta bazen içten içe bu kişilere karşı duyulan öfke bilinçdışı olarak daha da fazla kilo almaya yada kadının özgüvenini zedeleyerek ilişkinin yara almasına neden olabilmektedir.

Diyete başlamadan önce ve diyet sırasında duygusal anlamdaki motivasyonumuzun güçlü, gerçekçi ve sürekli olması gerekmektedir. Duygusal yaşantılarımız ile, yemek yeme davranışımız yakın bir ilişki içindedir. Yalnızlık, endişe, sıkıntı, öfke, üzüntü bazen de sevinçten dolayı yemek yeriz. Duygusal yoğunluğumuz, yediğimiz yemeğin süresini ve miktarını tayin edebilir.

Duygularımızı yeme davranışı ile bastırmak ve organizmamızı duygusal gerilimden kurtarmak için yeme davranışına yönelmemiz çok eski bir alışkanlığımızdır. Bebeklik yıllarında, bebekler sıkıntı, öfke, endişe gibi duygularını ağlama ile ifade ederler. Ağladıklarında anneler bebeğin ağlamasını susturmak için bebeğin ağzına bir emzik tutuştururlar. Ve genellikle ağlama kesilir. Bebek ağzına aldığı emzik objesi ile bir rahatlama sağlar.

İlerleyen yıllarda yoğun stres ve gerilimle karşı karşıya kalan bir kişi, çocukluğunda öğrendiği gibi ağzına birşeyler atıştırarak rahatlamaya çalışıyor olabilir.

Zorlayıcı hayat olayları örneğin; işsiz kalma, sağlık problemleri,boşanma

veya yoğun ve berbat bir iş günü, kötü hava günlük problemler fazla yemeye yolaçan duyguları

tetikleyebilir. Kişiler diyeti bozan davranışlarına dikkat ederlerse bu davranışın duygusal nedenini anlayıp engelleyebilme şansına sahip olabilirler.

Zayıflamak ve ideal kiloda kalabilmek unutulmamalıdır ki bir yaşam stilinin değiştirilmesi demektir aynı zamanda. Sigara bağımlısı birisinin sigarayı bıraktıktan sonra gelecekte bir gün tekrar başlayabileceğini düşünmesi gibi hayat şeklimizi değiştirmeden mevsimlik kilo vermeye çalışmak da hayal kırıklıklarına yol açar. Deyim yerindeyse “battı balık yan gider” gibi bir anlayış eziyet gibi açlık dönemlerinin ardından bu işi başaramayacağını düşünüp kendini tamamen bırakan ve eski kilosunun da üstüne çıkan özgüveni zedelenmiş bir insana dönüştürebilir bizi.

Önerilerimiz;

ZAMANLAMA UYGUN OLMALI:

Diyet yapmak stres verici bir iştir. İnsan kendisini bir haz objesine karşı kısıtlaması, psikolojik çatışmaya neden olur. Bu nedenle hayatınızda stresin arttığı durumlarda diyete başlamak iyi bir zamanlama olmayacaktır. Örneğin bir öğrencinin ÖSS sınavından 1 ay önce diyete başlaması uygun olmayan zamanlamadır. ya da boşanma aşamasındaki günlerde zayıflamaya çalışmak stresinizi arttırır.

HEDEFLER ULAŞILABİLİR OLMALI:

Her insanın fizyolojik özellikleri birbirinden farklıdır. Bu nedenle kilo verme süreleri de birbirinden farklıdır. Diyet esnasında kendinizi başka diyet yapanlarla kıyaslamak doğru olmayacaktır. Kendinize ulaşabileceğiniz, size uygun olan hedefler seçmelisiniz. Haftada 5 kilo vermek ya da ayda 20 kilo vermek gibi hedefler uygun değildir.

KRİZ DÖNEMLERİNE HAZIRLIKLI OLUN:

Yaşam içinde her an sorunlarla iç içeyiz. Sorunların arttığı, çözümlerin azaldığı anlarda stresiniz artabilir. İşte bu anlarda diyet programından uzaklaşma riski artacaktır. Bu dönemlerde diyeti biraz esnetmeye çalışın. Ancak diyetten tamamen uzaklaşıp, vazgeçmeyin. Gerekirse 1 gün ara verin ama yarın tekrar sürdürün.

SABIR VE MOTİVASYON:

Diyet kararlılık isteyen bir süreçtir. Bir nevi akıntıya karşı kürek çekmektir. Motivasyonunuzun düştüğü, sabrınızın azaldığı anlarda diyetin bırakılma riski artar. Ve mücadele etmeyi bırakınca, tekrar kendinizi başladığınız yerde bulabilirsiniz. Motivasyonunuzu sürekli kılmak için diyetisyeninizle iyi bir ilişki kurmaya çalışın, belli periyotlarla diyetisyeninize uğramayı ihmal etmeyin.

MUCİZELERE İHTİYACINIZ YOK:

İnsanların kilo alması basit bir gelir–gider dengesiyle ilişkilidir. Aldığınız kaloriler, harcadığınız kaloriden fazla ise kilo almaya başlarsınız.

Gazete ve dergilerde zaman zaman mucizevi diyetler yayınlanır. Bu diyetler kısa vadede ise yarasa bile uzun vadede kendinizi tekrar eski halinizde bulabilirsiniz. Diyet yapan bir kişi beslenme alışkanlıklarını uzun vadede değiştirmelidir. Kısa vadeli çözümler yerine kalıcı çözümlere ihtiyaç var.

l HATALI DÜŞÜNCELERİNİZİ DEĞİŞTİRİN:

Hepimizin sahip olduğu birçok düşüncemiz vardır. Bu düşüncelerimizin bazıları hatalı kalıp düşüncelerdir. Çünkü yaşam olaylarıyla başetmemizi kolaylaştırmak yerine, güçleştirirler. Bu düşüncelerin farkına varılması ve değiştirilmesi gerekir.

İşte size birkaç örnek:

a)Kutuplaşmış Düşünce: Ya hep ya hiç şeklindedir. Bu kişiler orta noktaları bulmakta zorlanırlar. Örneğin diyet sürecinde “Ya diyet yapıyorumdur, ya da yapmıyorumdur” mantığıyla hareket ederler. Dolayısıyla programlarında esnekliğe yer yoktur. Bir gün için eğer diyeti uygulamazlarsa, hemen vazgeçerler. Çünkü bu kişiler yarım yamalak iş yaptıklarını düşünürler.

b)Mükemmeliyetçi Düşünceler: Bu kişiler, her şey tam olmalı şeklinde düşünürler. Kusursuz işler yapmaya alışmışlardır. Bu nedenle tüm şartlar olgunlaşmazsa diyet yapmazlar. Örneğin diyete başlamak için aybaşını ya da Pazartesi gününü seçerler. Salı günü başlamazlar, bu düşüncenin de diyette işlevselliği yoktur. Çünkü diyet yapılan işin kusursuzluğunu insanlara ispat etmek için değil, sağlıklı olmak için yapılır.

HAYIR DİYEBİLİRSİNİZ:

İnsanların bir çoğu hayır deme konusunda sorunlar yaşarlar. Kişisel sınırlarını iyi belirleyemez ve sıkıntılar yaşarlar. İnsanları kırmamak için, teklifleri kabul etmek zorunluluğunu hissederler. Örneğin, bir ziyarette kendisine sunulan bir yiyeceği, karşı tarafı kırmamak için kabul edebilirler. Sonra da yedikleri için kendilerine kızabilirler. İnsanlara hayır diyebilirsiniz. Hem sınırlarınızı korur, hem de kendinizi daha iyi hissedersiniz.

Sonuç olarak, unutmayın ki bu beden tamamen size aittir. Aynanın karşısında bedeninize bir daha kendi gözlerinizle bakın, (bu bakış kesinlikle başkalarına ait olmasın ama) bedeninizi bir kez daha sevin. Yaptığınız diyet, ki “diyet” sözcüğünün bir anlamı da bedel ödemektir, bedeninize eziyet çektirmek için değil onu daha da çok sevmeniz içindir.




yetişkin psikolojisi ana sayfasına dönmek için tıklayın



İDA PSİKİYATRİ MERKEZİ © 2009 | bize ulaşın