MAKALELERİMİZ

   - YETİŞKİN PSİKOLOJİSİ -



AGORAFOBİ

Agorafobi teşhisi 1871 yılında kalabalık insanların bulunduğu mekanlarda bulunmaktan korkan hastalar için kullanılmış bir terimdir. Latince ‘Agora’ alışveriş yapılan Pazar yeri, ‘phobus ‘ ise korku anlamına gelmektedir.

Fobiler arasında sık görülen agorafobi eskiden yalnız meydanlardan, açık alanlardan korku olarak tanımlanırken, artık daha geniş anlam taşımaktadır. Agorafobik bir kişi; yalnız başına kalmaktan yalnız sokağa çıkmaktan, kalabalık yerlere gitmekten (örneğin sinema , tiyatro, alışveriş merkezleri vb.) yoğun korku duyabilir.

Kadınlarda erkeklere göre daha sık görülür. Genetik olduğuna ilişkin kesin kanıtlar mevcut değildir.

Agorafobik hastalar, yardım alması zor olduğu ortamlardan kuvvetli bir şekilde uzak olmayı ve oralara gitmemeyi tercih ederler. Böyle yerlere bu hastalar kendilerine yardım edebilecek bir arkadaşı veya aile üyelerinden biri ile gidebilir. Evde yalnız kaldıklarında da yoğun bir panik duygusu yaşarlar. Hastalar evlerini terk ettiği andan itibaren bu duygular ısrarcı bir şekilde onları takip eder. Aile içerisinde evlilik problemleri görülebilir, evliliğin geleceği tehlikeye düşebilir. Agorafobide görülen psikososyal problemlerden evlilik problemlerinin yanı sıra çalışma gücünün kaybedilmesi, daha az çalışma sonucu ortaya çıkan ekonomik zorluklar ve sıkıntı sonucu alkole yönelim görülebilir.

Çoğu agorafobinin temelinde panik bozukluğu bulunmaktadır. Panik bozukluğa bağlı olmayan agorafobi ender olarak görülür ve 13-14 yaşlarında başlayarak devam eder. İkincil olarak ortaya çıkışı bir saldırıyla yada daha sıklıkla panik atakla meydana gelmektedir. Bu kişiler panik nöbeti geçirebileceği korkusu nedeniyle yalnız başına sokağa çıkamamakta, kalabalığa girememektedirler. Agorafobi bireyin herhangi bir yerde panik nöbeti geçirme ve oradan çıkamama, tıkanıp kalma, hiçbir seçeneği olmaması korkusudur.

Panik atak; ani ve yoğun korku nöbeti şeklinde tanımlanabilir. Bu esnada hastada ileri derecede korku ve uyarılış durumu vardır.Panik atakta görülen şiddetli ölüm ve delirme korkusu yanı sıra görülen fizyolojik belirtiler şunlardır: çarpıntı, yüz kızarması, terleme, üşüme, göğüste sıkışma, nefes alamama ve boğulma hissi, baş dönmesi, bulantı, ellerde ayaklarda uyuşma, kan basıncının yükselmesi, sıcak soğuk basmaları, baygınlık duygusu.

Ağır agorafobikler, yaşamlarında birçok etkinlikten uzaklaşırlar. Arkadaşlarıyla ilişkileri bozulur, işe gidememeye başlarlar. Sadece evlerine gelen kişilerle görüşebildikleri için sosyal yaşamları oldukça kısıtlanır. İlişkileri kısıtlandığı ve yalnızlaştıkları için alkole yönelim görülebilir. Bu durumdan dolayı kendini suçlayabilir ve hep böyle kalacağını düşünerek depresyona girebilirler. Mevcut sıkıntısını azaltmak için kişi yeme davranışına yönelebilir. Tüm zamanını evde geçirdiği ve fazla hareket etmediği için kilo artışı doğrultusunda obesite görülebilir.

AGORAFOBİLİ BİR HASTA

29 yaşında bir çocuklu bayan hastamız özel bir bankada müdür yardımcısı olarak çalışıyorken, agorafobi nedeniyle evden çıkamamaya başlamış. On aydan beri yalnız başına evde kalamıyor, tek başına sokağa çıkamıyor, alışveriş yapamıyor, otobüs, tren ve uçağa binemiyor, karanlıkta kalamıyor, asansöre binemiyor.

Evin kapısından dışarı çıktığı zaman hasta çok yoğun korkular yaşıyor. Kalp çarpıntısı, nefes alamama duygusu, ellerde ve ayaklarda uyuşma - karıncalanma, baygınlık hisleri yaşıyor, hasta yoğun bir korkuyla tekrar eve dönüyor. On aydır devam eden agorafobi nedeniyle hasta evin karşısındaki markete gidememiş. Hasta gazete dahi alamayacağını düşünerek kendini değersiz hissetmeye başlamış. Kuaföre gidememiş, işinden uzaklaşmaya başlamış. Eşi ve çevre tarafından verilen ‘sen istersen çıkabilirsin, iradeni kullan, senin canın istemiyor ‘ şeklindeki öğütler yararlı olmaktan çok hastanın kendini daha kötü hissetmesine neden olmuş. Hasta kendini kimsenin anlamadığını ve kendisinde bir tuhaflık olduğunu, kendisinin anormal olduğunu düşünmeye başlamış.

Kendisine giysi alması gerektiğinde eşi ile gittiği mağazanın soyunma kabininde yalnız kalacağını, yardıma ihtiyaç duyduğunda yardım alamayacağı korkusuyla giysileri deneyememiş, göz kararı kendisine uygun olan giysiyi seçerek eve gidip, evde denedikten sonra tekrar mağazaya dönüp değiştirdiği olmuş. Eşi ile yoğun tartışmalar başlamış, işten ayrılması gündeme geldiğinde artık bir uzmandan yardım almaları gerektiğini düşünerek, tedavi için başvurmuşlardır. Ancak, tedavi yarım bırakılmış ve sonuç alınamamış. Hasta işten ayrılmış, bu durumun geçici bir durum olduğunu ve bir süre sonra kendiliğinden geçeceğini düşünerek o anın gelmesini beklemeye başlamış.

Daha sonra kliniğimize başvuran bu hastanın tedavisine bireysel görüşmeler ve ilaç tedavisi ile başlandı, hastanın kaçınmaları üzerine aşamalı olarak gidilmek üzere hasta ile birlikte bir tedavi programı çıkarıldı. Öncelikle hastanın evinden 1 metre uzaklaşabilmesi amaçlandı. Bu aşamada hastanın sıkıntı duymamaya başladığı görüldükten sonra bu mesafe arttırılmaya başladı. Yeşilköy de oturan hastanın bir süre sonra Yeşilyurt’a daha sonra da Bakırköy’e yalnız gelebilmesi amaçlandı. Hasta bir süre sonra Bakırköy’e yalnız gelmeyi başardı. Grup terapilerine katılarak, grup üyelerinden destek almaya başladıktan sonra hedeflerini daha da büyütmeye başladı. Bakırköy’e gidebilmek en büyük amaç iken artık amacı uçağa binmek, tek başına yurt dışı seyahatleri yapmak. Bir süre deniz otobüsüne binebilmesi konusunda çalışıldı ve o konuda da sonuç alındı. En son uçak korkusuna sıra gelmişti; hastamızı International Hospital’da uyguladığımız uçuş korkusuna yönelik tedavi programına dahil ettik. Uzmanlarla birlikte İzmir’e gittikten sonra İtalya’ya gitmeye karar verdi ve gitti. Hastamız şu anda yurtdışı gezilere katılabiliyor, eşi ile ilişkileri düzeldi ve yeni iş başvurularına başladı.

Psikiyatrist Muzaffer Uyar Psikolog Ferahim Yeşilyurt INTERNATIONAL HOSPITAL İSTANBUL



yetişkin psikolojisi ana sayfasına dönmek için tıklayın



İDA PSİKİYATRİ MERKEZİ © 2009 | bize ulaşın